23 Mayıs 2012 Çarşamba




ŞANLIURFA

3 günlük kısa bir gezinti diye planladığımız ama sanki 1 haftayı orada geçirmişim gibi dolu dolu yaşadığım çok güzel bir gezi oldu. En son 3-4 yıl önce bir arkadaşımı ziyaret için gittiğim Şanlıurfa'nın o günden bugüne çok yol katetiğini görmek baba tarafından Şanlıurfa'lı olan biri için oldukça güzeldi. Genel itibariyle düz bir şehir olan Şanlıurfa'da ilk gününde, daracık eski Urfa sokaklarını yaya olarak arşınlamak yorucu ama bir o kadar da güzel bir gün geçirmemi sağladı.

Bu evlerde yaşayan kişilerin daha önce hacca gittiğini göstermek için asılan bu levhalardan eski Urfa sokaklarında oldukça sık görmek mümkün..


Kral Nemrut'un ilahlığını kabul etmeyen Hz. İbrahim'in  yakılması için şehirdeki bütün odunlar toplanmış ve Hz. İbrahim buradaki mancınıklardan ateşe atılmıştır(Rivayete göre çiğ köftenin ortaya çıkma hikayesi de buna dayanmaktadır).

 Fakat, Allah'ın emriyle, ateş suya, odunlar balığa dönüşmüş ve bugünkü Balıkgöl oluşmuş..


Bakırcılar Çarşısı



Yola çıkmadan önce gezme planlarına ilave olarak yaptığım yeme planına da uyarak ilk gün menümü patlıcan kebabına ayırmıştım. Esnafa sorarak gittiğimiz kebapçıdaki lezzetli patlican kebabının tadını bir sonraki Şanlıurfa  gezisine kadar unutacağımı zannetmiyorum :)   

Kebabı yedikten sonra üzerinize çöken rehaveti gidermek için gideceğiniz ilk istikamet ise Gümrük han olmalı. Kanuni zamanında yaptırılan bu handan içeri adım attığınızda, sizi karşılayan iki kişilik dev orkestrası olacaktır. Gümrük Han'da hem müzik dinleyip, hem serinleyip hemde üstüne çay yada kahvenizi içebilirsiniz..



Halil'ür Rahman Gölü(Balıklı göl)'ün yanıbaşına kurulan Antik Edessa Kentinin Grek kültür kalıntılarından en önemlisi Halepli Bahçe. Yapılan kazılarda 5.yy.'a ait bir saray kalıntısı bulunmuştur. Bunların içinde, Aşil'in hayat hikayesi mozaiği ile dört amozon kraliçesinin Grekçe isimlerle yazılan mozaiklerin,  dünyadaki ilk örnekler olduğu söylenmektedir.


 



 İkinci gün durağımız ise, Birecik Barajı'nın yapımıyla sular altında kalan Halfeti idi. Şanlıurfa ve Gaziantep'e sınır olan  Halfeti'ye ulaşım şehir otogarından köy minibüsleriyle yapılmakta. Yaklaşık 1,5 saat süren yolculuk mutlu köy çocuklarının fotoğraflarını çekmemi sağladı..





Tarihi M.Öncesine dayanan Halfeti ilçesinde tekne turları yapılmakta ve deyim yerindeyse insana "Urfa'ya deniz gelmiş" hissini vermekte, ve buraya gelmişken yapılmadan dönülmeyecek şeylerden biri de sadece Fırat nehri'ne has bir balık olan şaput balığını yemeden dönmemek..



Son gün istikametimiz ise, Şanlıurfa ile Adıyaman il sınırında olan(nehrin üst kısmı Şanlıurfa, alt kısmı Adıyaman il sınırı)  Adıyaman'ın Damlıca köyü idi.







Urfa'dan bana kalan, adres sormak için bile olsa, konuştuğunuz insanların size, "Başım gözüm üstüne" diye hitap etmesi ; başım gözüm üstüne güzel şehir..

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Kıbrıs, Endülüs'ten sonraki ikinci durağımızdı.Mayıs ayında sıcak bir hava beklerken, uçaktan indiğimizde bizi  karşılayan soğuk hava ve yağmur yaşadığımız ilk hayal kırıklığıydı. Lefkoşa'da gezerken ilk dikkatimi çeken sokakların düzensizliği ve malesef yollardaki çöp yığınlarıydı.  Girne, Magosa, Güzelyurt daha Akdeniz şehirleri gibi görünürken, Lefkoşa da tam aksi gibiydi sanki...


 

 

1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nda şehit olan  askerlerimiz için yapılan Kıbrıs Şehitliği ;  fazla söze gerek yok sanırım..

 


Sonraki durağımız ise, Selimiye(Ayasofya) Cami; 14. yüzyılda Lüzinyanlar tarafından Katedral olarak yaptırılmış ve Osmanlı döneminde camiye çevrilmiş.






Sepetindeki sebzeleri satmaya çalışan bu amcayla da Büyükhan yolunda karşılaştık ...

 


Lefkoşa'dan sonraki durağımız ise bana kalesiyle Çeşme'yi, iklimiyle Antalya'yı hatırlatan Gazi Mağusa





Lüzinyan Dönemi eserlerinden bir diğeri olan Lala Mustafa Paşa Cami ( St. Nicholas Katedrali) 1298-1312 yılları aradında inşa edilmiş. Katedralin yapımı sırasında bahçesine dikilen cümbez ağacı gölgesiyle insanları serinletmeye devam ediyor..




Salamis Harabeleri,  yapılan araştırmalara göre, geçmişinin M.Ö. 11.yüzyıla kadar uzandığı ortaya çıkmış.



St. Barnabas Kilisesi, M.S 45 yılında hristiyanlığı yaymak için St. Paul ile birlikte çalışan St. Barnabas, kendi vatandaşları ve yahudiler tarafından öldürülür. Bugün kilisenin bulunduğu yerde gömülü olan St. Barnabas'ın mezarı 432 yıl sonra bulunur ve yerine kilise ve manastır inşa edilir.

Bu geziden aklımda kalanlar, Maraş bölgesinde kurşunlanan binalar, masmavi deniz ve hepimizin bildiği hellim peynirinin dışında Kıbrıs'ın  kahvesinin de meşhur ve güzel olduğunu öğrenmek oldu...