1 Aralık 2013 Pazar

MİDYAT ve MARDİN YEMEKLERİ

 MİDYAT

Mardin'de 2. günümüzü Midyat ve Hasankeyf'e ayırdık. Sabah eski Mardin'den kalkan dolmuşlarla 1 saatten biraz fazla sürede ama Mardin ilçe ve köylerinden geçerek yaptığımız keyifli bir yolculukla Midyat'a ulaştık. Midyat ilk gördüğünüzde ilçeden ziyade şehirmiş hissi veriyor insana.


 Tıpkı Mardin'de olduğu gibi Midyat'ta da eski mimarinin olduğu bölge şehrin üst kısmında ve şehirde gezilecek yerleri sorduğunuzda meşhur (!) "Sıla" dizisinin çekildiği konak ilk önerilen yer ve eğer Midyat'ı seyretmek isterseniz en doğru adres de burasıdır kanımca..







Midyat sokaklarından

 Midyat'ta tanıştığımız bir arkadaşın önerisiyle Midyat'a bağlı Estel'e gittik. Yapılan bir takım ilavelerle Midyat kültürünü tanıtmak için kullanılan mağarada buraya ait değerleri bulmak mümkün..



 
 Midyat'tan sonraki durağımız ise, 1,5 saat kadar süren ve yine dolmuşla gittiğimiz Hasankeyf idi.

batman
nazlı nazlı süzülen Fırat nehri..


Ortaçağ'da yapılan köprülerin en büyüğü olduğu bilinen açılıp kapanabilen ve hatta oradaki görevlinin söylediğine göre tarihin ilk ücretli köprüsüymüş ..


Hasankeyf'den ayrılmak üzere ana caddeye giderken bu sürüyle karşılastık. Biteceğini beklerken bir on dakika bekledik sanırım, ve öğrendik ki sayıları 3-5bini bulan(belki daha fazla bile olabilir) sürü yılda iki kez buradan geçen göçebe olarak yaşayan köylülerin sürüsüymüş.


Havalar soğuduğu için, istikâmetleri  nispeten daha sıcak olan Nusaybin..



Son dolmuşa zar zor yer bularak (itiraf ediyorum burda olsa hayatta binmem derim) önce Midyat'a ardından Mardin'e geri döndük. Yukarıda ki küçük kız da o dolmuşda bizimle seyahat arkadaşlardan..


MARDİN YEMEKLERİ

Vee sıra geldi Mardin yemeklerine; burada sadece kaburga ve Mardin kebabının fotoğraflarını paylaşıyorum ama genel olarak baktığınızda Mardin mutfağı da tüm güneydoğu şehirlerinde olduğu gibi çok geniş bir yemek listesine sahip; sembüsek (kapalı lahmacun), mumbar dolması sayabileceğimiz diğer yemeklerden..

 

Kaburga'nın kemiklerinden ayrıldıktan sonraki hali..

mardin
Gitmeden önce "Mardin'de ne yenir" diye  araştırdığımda karşıma çıkan adres hep " Kebapçı Rıdo" olmuştu. Sonuç; gittim, gördüm,yedim ve bayıldım :)

  tabiki bölgenin  en güzel tatlarından biri künefe :)

Benim Mardin ve Midyat ile ilgili gördüklerim, çektiklerim bu kadar, darısı başka seyahatlere...

20 Kasım 2013 Çarşamba

MARDİN


Yaklaşık 3 ay kadar önce mailime düşen ucuz bilet mesajı  aklımda "nereye gitsem " sorularını sordurmaya başlamış ve neticesinde de Mardin'e gitmek için Diyarbakır'a uçak bileti almamla sonuçlanmıştı:)
Zaman su gibi derler ya hani, Mardin seferimizin günü de göz açıp kapayınca kadar geçen 3 ayın ardından gelmiş ve biz havaalanının yolunu tutmuştuk. Saat 12.45'de kalkacak olan uçağımızın sis nedeniyle 2 saat rötar yapması, hava trafiği nedeniyle bir türlü Diyarbakır'a inemeden havaalanı etrafında defalarca tur atmak zorunda kalmamız gibi sebeplerden dolayı oldukça zor ve stresli geçen uçuşumuzun sonunda akşam 6 civarında Diyarbakır'a varabildik. Diyarbakır Mardin arasında (70 km) çalışan dolmuşlarla 1,5 saat süren yolculuğun sonunda nihayet Mardin'de kalacağımız Öğretmenevi'ne ulaştık.


Mardin şehir olarak eski şehir ve yeni şehir olarak 2'ye ayrılmış ; adından da anlaşılacağı gibi tüm tarihi eserler eski şehirde ve bölgede şu an restorasyon çalışmaları devam etmekte.Yeni şehir denen bölge ise yerli halkın yaşadığı yer ve orada da başınızı çevirdiğiniz her yerde bina inşaatı görüyorsunuz ki bunun en önemli sebeplerinden biri de "eski şehir" restore edildiği için oradaki insanların yeni Mardin'e taşınmasıymış. Kısacası  Mardin şantiye sahası gibiydi :( 


Mardin turumuzun ilk gününde, Kasım ayında olduğumuzu ve havanın 5'e doğru karardığını düşünerek sabah 8:30'da yollara düştük ama öğrendik ki Mardin'de hayat saat 9:30'dan önce pek başlamazmış:(  Eski Mardin'e gitmek için bindiğimiz dolmuşların sık gelmesi ve 10 dakika sonra eski şehire ulaşma imkânı Mardin'i tek başınıza gezebilmenizi sağlıyor.

 


İlk durağımız, hristiyanlığı seçtiği için  babaları Asur emiri Senharib tarafından öldürülen 2 kardeşin adına 6. y.y'da inşa ettirilen Kırklar Kilisesi. Kuruluşundan bu yana metropolitlik merkezi olan kilisenin bir diğer özelliği de, Deyr'ul Zafaran Kilisesi Patriklik merkezi olarak kabul edildiği için halkla ilişkilerin yürütüldüğü yer olmasıymış.


Mardin ile ilgili araştırmaya başladığım zaman, buraya özgü işlerin başında bakırcılığın geldiğini öğrenmek beni hayli memnun etmişti..


Bereketli hilal; Mezopotamya ovası..


Mardin'de  tarihi cami ve medreselerde, Artuklu dönemi simgelerinden olan duvardan akan ve önündeki küçük havuza dökülen sular (yaşamı simgeliyor) görmek mümkün, tıpkı Zinciriye Medresesi'nde olduğu gibi..



 1385 yılında Artuklu Hükümdarı tarafından yaptırılan Zinciriye Medresesi


 



Mardin'e has en önemli tarım kaynaklarından biri de badem

Eski dönem su kuyusu





Hatuniyye Medresesi; 12.yy. Artuklu mimari özelliklerini sergiliyor..


Bize medresenin tarihini anlatmak için çırpınan çocuğun verdiği bilgiye göre, duvardaki bu desen Asurlular döneminde barışı simgeliyormuş..


13-14, yy.'da yapıldığı tahmin edilen Savurkapı Çeşmesi




Kasımiye Medresesi ; Artuklular döneminde yapımına başlanan ancak  Akkoyunlu hükümdarı Cihangir'in oğlu  Sultan Kasım tarafından tamamlanan Kasımiye Medresesi'nde hem dini bilgiler hem de fen  bilimleri okutulmuş.700 yıl önce yapılan medresede, avlunun ortasındaki havuz tasuvvufi bir anlatımla yaşam ve ölümü simgelerken, dersliklerinin güneşin doğduğu andan itibaren batana kadar cephe farketmeksizin aydınlık olacak şekilde planlanması mimarideki ustalığı bizlere gösteriyor. Biz medreseye geldiğimizde, kültür gezisine çıkan ilköğretim öğrencilerine ve onlara kan davasının kötülüğünü,geçmişte Kasımiye Medresesi'nde yaşanan olaylar üzerinden anlatan polislere denk geldik..

  Mardin'in bir diğer tarım ürünü de zeytin..


Eski Mardin sokaklarında lüks bir araca, eşya taşıyan eşeğe yada ata binmiş insana  rastlamak mümkün :)

Eski Mardin evlerinden..

Mardin Müzesi avlusu :)

M.Ö 8000'e tarihlenen "oturan ana tanrıça heykelciği"; eğer arkeolojik eserlere meraklıysanız mutlaka görülmeli..

Mardin'de neredeyse her fırının önünde bu şekilde paketlenmiş peksimetleri görmek mümkün..


Süryani kilisesinin önemli dini merkezlerinden biri olan Deyr'ul Zafaran Manastırı; M.Ö 5. yy'da yapımına başlanmış ve zamanla eklemeler yapılarak bugünkü halini 18.yy'da almış; manastırın etrafında yetişen safran bitkisinden dolayı da bu ad verilmiş..



Manastır, M.Ö zamanlarda güneş tapınağı(şemsiler tarafından) olarak kullanılmış ve taşlar arasında hiçbir kum çimento vs. gibi birleştirici malzeme kullanmadan birbirine geçmeli şekilde inşa edilmiş.


 Deyr'ul Zafaran'a okul gezisine gelen ve fotoğrafını çekmemi isteyen minik adaşım :))



Sıra geldi alışverişe; Mardin'in meşhur badem şekeri; meyankökü şerbetiyle yapıldığı için rengi mavimsi olan (aslında doğal rengi buymuş ve beyaz olarak yediğimiz badem şekerleri gıda boyası konularak beyazlatılıyormuş)  bu şekerin aynı zamanda tarçın ve zencefilli olanı da var ki ben onu daha çok beğendim..

  Mardin'e has şeylerden biri de sabunculuk, zeytinyağlısından hurmalısına ve hatta sütlüsüne kadar birçok sabun çeşidini birarada görmek mümkün.. 

Özetle; Mardin'e gitmişken tüm tarihi yerleri gezmenin dışında Mezopotomya ovasına karşı çay yada kahve içmeden, gümüşçülere ve bakırcılara uğramadan, dibek kahvelerinin tadına bakmadan dönmeyin derim ben :)

Mardin yemekleri ve Midyat/Hasankeyf  fotoğrafları  ise  haftaya :)

2 Eylül 2013 Pazartesi

KABUNE


Sonrasıda  malum ; gezi yazıları olan blogumda yemek fotoğrafları yayınlıyorum :))
Kabune aslında tek başına bir yemek adıyken, "kabune yapacağız" dendiğinde çorba, kuru fasulye, kabune  pilavı ve irmik helvasından oluşan bir monü kastedilmekte.
Yemeğin adının neden kabune olduğuna gelince; zamanında gelinin evde olan malzemelerle yaptığı pilava kayınvalidesinin "gı bu ne" demesi bu çok beğenilen yemeğe isim olmuş.
Çorba, kurufasulye ve etli pilavdan oluşan kabune monüsü, hiç bilmeyen biri için öğlen yada akşam yenilen bir yemek gibi görünse de eğer düğün için hazırlanmışsa sabahtan öğlene kadar servisi tamamlanmış olur.

Hazırlığına başlanan ilk yemeğimiz irmik helvası..




İrmik helvası servise hazır..


Yemek veren kişinin evinin önündeki cadde kapatılır ve -davet sahibinin  imkanına göre sayı değişse de- ortalama 500-600 kişilik yemek hazırlanır. Bu yüzden de masa ve sandalye satıcılarına ihtiyac duyulur.


  Kuru fasulye de servise hazır..

 

Yayla çorbası..
 

Hazırlıklar devam ederken  akan suya ihtiyac var..
  Her sofranın olmazsa olmazı ; domates, biber ve kuru soğandan oluşan söğüş tabağı..


Yemeğin assolisti, kabune pilavı pişmeye başlar..


Kabune, aslında baktığımızda etli pilav gibi görünse de pişirilme şekli ve malzemeleri sebebiyle evde yaptığımız etli pilavdan çok daha farklı bir lezzete sahip. İçine bolca soğan doğranması ve bakır kazanlarda odun ateşinde pişmesi evde yapılanlara göre daha lezzetli olmasının sebeplerinden ..

Kabune servisi :)


En küçük servis elemanımız :)




Veee, günün sonu...

Özellikle yaz aylarında yolunuz Isparta'ya düşerse ve sokaklara kurulmuş yemek masaları görürseniz davet beklemeden oturabilirsiniz ve inanın buna pişman olmazsınız :)